Çarşamba, Eylül 05, 2007
Salı, Haziran 05, 2007
Türkiye'yi Pazarlamak....
İlk defa bu kadar uzun ayrı kaldım bloga birşey yazmaktan... Ne yaptım bu arada diye sorarsanız; ofiste pek boş vaktim olmuyor, İsviçre'ye gittim geldim, Türkiye içinde sağa sola gidiyorum, okulda bütün ödevlerimi-finallerimi bitirerek en azından o taraftan rahata erdim.
Büyük bir teklifle uğraştığımdan yine buraya bir şey yazamayacaktım; ama şu Beşinci Türkçe Olimpiyatları'nın görüntülerini Youtube'dan izleyince yazamadan edemedim.
Ne desem boş; ideolojileri nedeniyle gözleri kör olan, bu dev organizasyona yer vermeyenler utansın...Eski Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam'ın deyimiyle eşsiz bir organizasyon olmuş.
"Dünyada, (elbette dünya tarihinde de ilk defa) 100 ülkeden gelen insanlar, aynı anda tercümeye ihtiyaç duymadan tek bir dil ile anlaşabiliyordu."
Mutluyum, dünyanın dört bir tarafında Türkçe konuşan öğrenciler, gençler var. Kim olurlarsa olsun böyle bir hizmeti yapan insanların ellerine-ayaklarına kapanmak geliyor içimden..
Biz kısır çekişmeler içinde kafamızı kuma gömmekle meşgulken dünya dönüyor, her şey değişiyor.. Çok şükür birileri çalışmaya devam ediyor; laf üretmek yerine icraatla uğraşıyor...
Şu Makedon kızın türküsünü, şu Kırgız kızın Türkiye'de yaşayan pek çok kişiden daha düzgün Türkçe konuşmasını izleyince Bülent Arınç'a katılmamak elde değil..
"30 yıldır politikanın içindeyim, 5 yıla yakındır Meclis başkanlığı yapıyorum. Bu kadar süre içinde yaptığım hizmetler 50 ile çarpılsa, dünya çapında yapılan şu hizmetler karşısında ancak sıfır kalır."
Sözde değil, özde ülke sevgisi bu olsa gerek...
Göz yaşlarıyla bir kez daha izliyorum... Takdirlerimi, şükranlarımı sunuyorum.
*Başka sebeplerle bu yazdıklarımı eleştirenler olabilir, saygı duyarım; ama lafa değil icraata bakmak lazım diye düşünüyorum... Benim için dünyanın dört bir tarafında bu kadar düzgün Türkçe konuşan insanların olması çok çok değerli bir şey...
Büyük bir teklifle uğraştığımdan yine buraya bir şey yazamayacaktım; ama şu Beşinci Türkçe Olimpiyatları'nın görüntülerini Youtube'dan izleyince yazamadan edemedim.
Ne desem boş; ideolojileri nedeniyle gözleri kör olan, bu dev organizasyona yer vermeyenler utansın...Eski Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam'ın deyimiyle eşsiz bir organizasyon olmuş.
"Dünyada, (elbette dünya tarihinde de ilk defa) 100 ülkeden gelen insanlar, aynı anda tercümeye ihtiyaç duymadan tek bir dil ile anlaşabiliyordu."
Mutluyum, dünyanın dört bir tarafında Türkçe konuşan öğrenciler, gençler var. Kim olurlarsa olsun böyle bir hizmeti yapan insanların ellerine-ayaklarına kapanmak geliyor içimden..
Biz kısır çekişmeler içinde kafamızı kuma gömmekle meşgulken dünya dönüyor, her şey değişiyor.. Çok şükür birileri çalışmaya devam ediyor; laf üretmek yerine icraatla uğraşıyor...
Şu Makedon kızın türküsünü, şu Kırgız kızın Türkiye'de yaşayan pek çok kişiden daha düzgün Türkçe konuşmasını izleyince Bülent Arınç'a katılmamak elde değil..
"30 yıldır politikanın içindeyim, 5 yıla yakındır Meclis başkanlığı yapıyorum. Bu kadar süre içinde yaptığım hizmetler 50 ile çarpılsa, dünya çapında yapılan şu hizmetler karşısında ancak sıfır kalır."
Sözde değil, özde ülke sevgisi bu olsa gerek...
Göz yaşlarıyla bir kez daha izliyorum... Takdirlerimi, şükranlarımı sunuyorum.
*Başka sebeplerle bu yazdıklarımı eleştirenler olabilir, saygı duyarım; ama lafa değil icraata bakmak lazım diye düşünüyorum... Benim için dünyanın dört bir tarafında bu kadar düzgün Türkçe konuşan insanların olması çok çok değerli bir şey...
Çarşamba, Mayıs 16, 2007
Aynı Şey..
Sabahları ofise Üsküdar'dan geldiğim için arabaların arasında 10 dk kadar yürümek zorunda kalıyorum; malum Marmaray çalışmaları nedeniyle meydanda tam bir keşmekeş var.
Bu sabah yine otobüs şirketlerinin servis arabalarının arasında yürürken gözüme çarpınca yazmadan edemedim; aynı şey iki farklı şekilde nasıl söylenir ve bu söylem tarzı nasıl farklı bir algı oluşturur?
Servis araçlarının kapısında yazan yazı buna çok güzel bir örnek teşkil ediyor.
X Turizm: "Biletsiz yolcuların binmesi yasaktır"
Ulusoy: "Biletsiz yolcularımıza servis araçlarımızda yer veremediğimiz için özür dileriz. Servis araçlarımız tamamen ücretsiz olup, lütfen ücret teklif etmeyiniz"
Bu sabah yine otobüs şirketlerinin servis arabalarının arasında yürürken gözüme çarpınca yazmadan edemedim; aynı şey iki farklı şekilde nasıl söylenir ve bu söylem tarzı nasıl farklı bir algı oluşturur?
Servis araçlarının kapısında yazan yazı buna çok güzel bir örnek teşkil ediyor.
X Turizm: "Biletsiz yolcuların binmesi yasaktır"
Ulusoy: "Biletsiz yolcularımıza servis araçlarımızda yer veremediğimiz için özür dileriz. Servis araçlarımız tamamen ücretsiz olup, lütfen ücret teklif etmeyiniz"
Pazartesi, Mayıs 14, 2007
Pizza Max

Bu hafta sonu genel sağlıklı yeme teamülüme biraz ara verdim.
Cuma akşamı bir elin parmakları kadar yıldır gitmediğim Pizza Hut'ı bir ziyaret edeyim dedim. Rezalet servis, suratları asık görevliler, kalabalık vb nedenlerden ötürü bu kadar süredir gitmemekle doğru karar verdiğime sevindim.
Pazar günü "Bu sefer kararlıyım, daha düzgün bir pizza yiyeceğim" diyerek Beşiktaş'taki Pizza Max'e gittim. Bingo, doğru karar vermişim:) Pizzanın lezzetinden ve hizmetin iyiliğinden çok da fazla bahsetmeden ilgilimi çeken noktaları paylaşayım istedim.
Öncelikle çok iyi bir zincir oluşturmuşlar; leziz pizza, ayran olarak Eker ayran, dondurma isterseniz Haagen Dazs, kahve için de Tschibo.
Böyle leziz tatları biraraya getirmek cidden başarılı bir iş olmuş; fiyatlarının da çok makul olduğunu söyleyebilirim.
Bir de unutmadan hergün önünden geçiyordum, dikkatimi çekmeyi başarmıştı; pizzaları dışarıdan gözlemleyebileceğiniz bir yerde yapıyorlar; şeffaflıkda da geri kalmamışlar.
Eve dönünde googledan aratarak şirketle ilgili bilgi alayım dedim ve enteresan bilgilere ulaştım. Internet sayfalarında Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Diler imzalı bir metinde kendi değerlerini, başarı reçetelerini paylaşmışlar. (Ufak tefek yazım hataları da olmasaydı..) Bu arada Ömer Diler, daha önce Kanada'da uzun yıllar bu işi yapmış diye Internette bir yerde okudum.
Biri Ankara'da olmak üzere 13 şubeleri var. Bence denemeye değer; bu kadar lezzeti bir araya getirmişlerse hele ki:)
Salı, Mayıs 01, 2007
Pazartesi, Nisan 30, 2007
Gillette

"Kim ne derse desin futbol, Türkiye’de en çok izlenen spor dalı. Dolayısıyla futbol Türk erkeğine ulaşmada bizim için doğru yoldu. Beckham ile zaten Gillette’nin iki yıllık bir anlaşması var. Biz de Beckham’ı bir şekilde iletişim kampanyamızda kullanmayı düşünüyorduk; ama içinde Türkiye’ye özgü unsurları da taşımasını istiyorduk. Türkiye’den futbolla ilgisi olan bir isim olsun istedik. Bu nedenle de her takıma eşit mesafede olan Rıdvan Dilmen’i tercih ettik. Reklamını yaptığımız ürün olan Mach3 Turbo Gol’ü Türkiye’ye özel olarak geliştirdik. Beckham da Gillette bünyesinde sadece Türkiye pazarına özgü bir reklam filminde rol aldı. Merkez ofisimiz bu anlamda bize tam destek veriyor; çünkü Türkiye, Gillette’nin 13. önemli pazarı. Bu nedenle Beckham’ın reklam filmlerimizde oynamasını teşvik etti. Çekimler İspanya’nın Madrid kentinde Ezel Akay yönetmenliğinde tamamlandı ve Ocak ayında vizyona girdi. Bu kampanya o kadar ilgi gördü ki dört ayda planladığımız satış hedefine 1.5 ayda ulaştık."
Gillette Pazarlama Direktör Yardımcısı İhsan Karagöz, Platin, Nisan 2007
Yüksek Lisans dersim için Ali Atıf Bir'e bir ödev hazırlarken denk geldim buna; bu kampanyanın bu kadar başarılı olduğunu bilmiyordum.
Rıdvan Dilmen'in oynadığı Kalbim Benacol reklamının performansının elimde istatistiki bir veri olmamakla birlikte buna göre epey geride kaldığını düşünüyorum..
Cumartesi, Nisan 28, 2007
Salı, Nisan 24, 2007
Salı, Nisan 10, 2007
Bosch
Bosch benim gibi arabayı park etme konusunda sıkıntı yaşayan sürücüler için yeni bir park sistemi geliştirmiş. (Evet, itiraf ediyorum; o kadar araba kullanmama rağmen hala her dar bir park yerine girmeye çalıştığımda tereddüt ediyorum)
Aslında iki versiyonu varmış;
Birincisi araç geçerken park yerini ölçüyor ve aracın oraya girip giremeyeceğini sürücüye söylüyor. Bunun ardından hızlı ve sorunsuz bir şekilde aracın oraya park edilebilmesi için direksiyon ve sürüş stratejisi hesaplıyor. Sürücüye sesli veya görsel direktifler verebiliyor.
İkincisi ise aracın elektrikli direksiyonu olduğu durumlarda sistem direksiyonun kontrolünü alıyor, sürücü sadece fren ve gaz pedalı basıyor.
Bosch bu yıl seri üretime geçiyormuş ve önümüzdeki yıla kadar yeni araçlarda kullanıma hazır hale gelecekmiş.
Merakla bekliyoruz, sürücülerin (tüketicilerin) park etmesini (araba kullanımında en sıkıntılı anlardan birisini) kolaylaştıran bu ürünü..
*Bosch'un bu ürünüyle ilgili bilgiyi Capital'in ekinde okudum.
Aslında iki versiyonu varmış;
Birincisi araç geçerken park yerini ölçüyor ve aracın oraya girip giremeyeceğini sürücüye söylüyor. Bunun ardından hızlı ve sorunsuz bir şekilde aracın oraya park edilebilmesi için direksiyon ve sürüş stratejisi hesaplıyor. Sürücüye sesli veya görsel direktifler verebiliyor.
İkincisi ise aracın elektrikli direksiyonu olduğu durumlarda sistem direksiyonun kontrolünü alıyor, sürücü sadece fren ve gaz pedalı basıyor.
Bosch bu yıl seri üretime geçiyormuş ve önümüzdeki yıla kadar yeni araçlarda kullanıma hazır hale gelecekmiş.
Merakla bekliyoruz, sürücülerin (tüketicilerin) park etmesini (araba kullanımında en sıkıntılı anlardan birisini) kolaylaştıran bu ürünü..
*Bosch'un bu ürünüyle ilgili bilgiyi Capital'in ekinde okudum.
Salı, Nisan 03, 2007
Araç Kiralama
Budapeşte'de akşam otele dönerken aşağıdaki fotoğrafı çekmiştim.


"Rent a Smart, rent a smile..." Benzin deposu kapağının üstünde de bpcar yazıyor. Bence gayet hoş olmuş.
Unutmadan Türkiye'de de Toyotasa'nın enteresan bir kampanyası var.
17 Mart 2007 Cumartesi ve 17 Nisan 2007 Salı tarihleri arasında Toyotasa satış noktalarına giderek Yeni Nesil Toyota Corolla ile test sürüşü yapan 10 şanslı, yapılacak çekiliş sonucunda ToyotaSA tarafından 10 günlük özel şoför ve yeni nesil Corolla tahsisi ödülü kazanıyor... Ayrıntılı bilgi için











